Screenshot_6
Eğirdir Gölü’nde kritik seviye

‘Yedi renkli göl’ olarak bilinen, küresel ısınmaya bağlı olarak son yıllarda kuraklık ve bunun yanında kirlilik problemleri yaşayan Eğirdir Gölü’nün su seviyesindeki düşüş devam ediyor.

Eğirdir ve Kovada Gölü Çevre Koruma Birliğince (EKO-BİR) 40 gün önce 914,82 metre olarak ölçülen su seviyesinin bugün yapılan ölçümlerde 914,80 santimetre olduğu görüldü. Eğirdir Gölü’nden tarımsal sulamanın yanı sıra kent merkezine de içme suyu ihtiyacı için su alımı yapılıyor.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının Eğirdir Gölü’nü koruma özel hükümlerine göre su seviyesinin şu an ölçülen seviyesinden 6 santimetre daha düşmesi halinde gölden hiçbir şekilde su kullanımı yapılmayacak.

Screenshot_551
Depremin ardından toprakta kırılmalar oluştu

Düzce dün geceye 5,9’luk bir depremle uyandı. Deprem İstanbul, Zonguldak, Karbaük, Bolu ve Eskişehir gibi çevre illerden de hissedildi.

Hasar tespit çalışmaları devam ederken merkeze bağlı Yayakbaşı köyünde yaklaşık 173 dönümlük merada yer alan göletin etrafında deprem sonrası toprak kırılmaları meydana geldi.

Kırılmaların yaklaşık 10 santimetreye genişliğe kadar çıktığı görülürken bölgeye gelen deprem uzmanları da bu alanda incelemelerde bulundu.

Merkeze bağlı Köprübaşı Ömerefendi köyünde bulunan Adige Kültür Evi’nde de hasar oluştu. Hasar alan bacanın düşmesi sonucu Kültür Evi’nin bir odasının tavanında yıkım meydana geldi.

Bacanın düşmesi sonucu tavanda yıkım meydana geldiğini aktaran Adige Kültür Evi Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Özmeç, “12 Kasım depremi tekrar yaşanmış oldu. Şiddetli depremdi, yıkımı ve ağır hasarı çok olmasa da etkisi derin oldu.” dedi.

Screenshot_537
Boris Volfman, “Dometes İhracatı Hız Kesmeden Devam Ediyor”

Tarımsal ürün ihracatı denildiğinde ilk akla gelen ürünlerden biri olan domatesten elde edilen gelir ihracatçının yüzünü güldürmeye devam ediyor. Domatesten elde edilen ihracat geliri her geçen yıl hız kesmeden artış gösteriyor. Üstelik globalde yaşanan siyasi ve diğer sorunlar da domates ihracatından elde edilen gelirin artmasına engel değil.

2019 yılının sonlarında başlayıp 2022 yılının ortalarına kadar dünya gündemini etkisi altına alan koronavirüs pandemisinin domates ihracatından elde edilen gelirleri sekteye uğratamadığını söyleyen Boris Volfman, “Türkiye 2019 yılının Ocak-Ağustos aylarını kapsayan ilk sekiz aylık dönemde dünyanın çeşitli ülkelerine 204.223.295 dolarlık domates ihracatı gerçekleştirdi. 2022 yılının aynı döneminde ise domates ihracatından elde edilen gelir 259.853.471 dolara yükseldi.” dedi.

Pandemi domates ihracatını teğet geçti

Pandeminin dünyayı etkisi altına almaya başladığı 2019 yılının sonları itibariyle dünya ticareti 2 yıllık bir duraklama sürecine girdi. Pek çok sektörde işler yavaşladı. Fakat tarımsal ürün ihracatı bazı istisnai sektörler ile birlikte yavaşlamak yerine daha da yukarı yönlü ivme kazandı. Bu süreçte ihracatçının yüzünü güldüren ürünlerden birisi de hiç şüphesiz domates oldu. Türkiye’nin artan domates ihracatı gelirlerine yönelik çeşitli değerlendirmelerde bulunan Boris Volfman, “TÜİK rakamları bizlere gösteriyor ki domates Türkiye için oldukça önemli bir tarımsal ihraç ürünü. Şöyle 2019 yılından günümüze doğru baktığımızda domatesten elde edilen ihracat gelirlerinin sürekli olarak artış gösterdiğini rahatlıkla gözlemleyebiliyoruz. Üstelik son üç yılda yaşanan bu artış sadece Türk Lirası bazında değil aynı zamanda dolar bazında da net olarak gözlemleniyor. Yani ihracatçımız dolarda yaşanan dalgalanmadan olumsuz yönde etkilenmedi yorumunu yapmak yanlış olmaz.” dedi.

Domates ihracatında hedef 300 milyon dolar

TÜİK rakamlarına göre Türkiye 2019 yılının Ocak-Ağustos aylarını kapsayan ilk sekiz aylık dönemde 204.223.295 dolarlık domates ihracatı gerçekleştiğini hatırlatan Boris Volfman, “Bu rakam 2020 yılının aynı döneminde ise pandeminin bütün yıkıcı etkilerine rağmen küçük bir artış ile 207.553.751 dolarak yükselmiş. 2021 yılının ilk sekiz aylık döneminde ise büyük bir sıçrama yaparak 239.537.603 dolar seviyesinde bir gelir elde edilmiş. Son olarak bu yılın ilk sekiz aylık dönemine baktığımızda domates ihracatından elde edilen gelir 259.853.471 dolara yükselmiş durumda. Üstelik bu ihracat gelirleri yılın ilk sekiz ayını kapsayan dönem için geçerli. Henüz yılı tamamlamadık. Öngörümüz şu ki Türkiye bu yılı 300 milyon dolarlık hatta bu rakamın daha da üzerinde domates ihracatı geliri ile kapatacak. Eğer uluslararası siyasette ticaretin aksamasına sebep olacak bir sorun yaşanmazsa önümüzdeki 3 yıllık dönemde domates ihracatı için hedef rakam 500 milyon dolar seviyelerinde olacaktır. Üretici ve ihracatçı iş birliği içerisinde hem üretimi hem de mevcut üretimden elde edilen verimi artırırsa çok daha büyük ihracat gelirleri hayal değil.” şeklinde konuştu.

En büyük müşteri Romanya

Domates ihracatı denildiğinde kamuoyunda en büyük müşterinin Rusya sanıldığını söyleyen Boris Volfman, “Bunun en büyük sebebi ise 2019, 2020 ve 2021 yıllarının ilk sekiz aylık dönemleri dikkate alındığında en büyük müşteri konumunda Rusya’nın bulunmasıydı. Fakat savaşın başlamasından sonra Türkiye’den Rusya’ya gerçekleştirilen ihracatta da çeşitli aksamalar yaşanmaya başladı. Bu sebeple 2022 yılında Rusya en büyük müşteri olma konumunu kaybetti. Bu yıl itibariyle Türkiye’nin domates ihracatı alanında en büyük müşterisi Romanya olarak karşımıza çıkıyor. 2022 yılının ilk sekiz aylık döneminde Türkiye’den Romanya’ya yapılan domates ihracatından 46.002.790 dolarlık gelir elde edildi. İkinci sırada ise 34.862.349 dolarlık ihracat geliri ile Ukrayna geliyor. Üçüncü sırada ise 25.451.167 dolarlık domates ihracatı gerçekleştirilen Bulgaristan yer alıyor. Geçtiğimiz yılların en büyük müşterisi olan Rusya ise 20.800.681 dolarlık ihracat geliri ile altıncı sırada yer alıyor.” dedi.

WhatsApp Image 2022-11-15 at 20.54.07
HAMİLELİKTE KAŞINTI NEDEN OLUR ?

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Meral Sönmezer konu hakkında önemli bilgiler verdi.

Gebelik döneminde meydana gelen değişiklikler ile anne adaylarının vücut bakımlarına çok daha fazla özen göstermeleri gerekmektedir. Yine bu dönemde vücuttaki değişikliklere bağlı olarak gelişen kaşıntı da sık karşılaşılan bir sorundur. Fiziksel farklılıkların yoğun yaşandığı bu süreçte kaşıntının, genellikle kandaki hormonlar gibi belirli kimyasalların yüksek seviyelerinden kaynaklandığı düşünülmektedir. Ancak geçmeyen kaşıntı bazen ciddi hastalıkların da habercisi olabilmektedir.

Hamilelikte kaşıntı neden olur?

Hamilelik dönemi şikayetleri arasında sık rastlananlardan biri olan kaşıntı, özellikle ilk aylardan itibaren ciltte meydana gelen kuruma ve dökülmelere bağlı olarak görülebilmektedir. İlk 3 aylık dönemde artan progesteron hormonuna bağlı gelişen bu durum, bazı kadınlarda giderek azalsa da bazılarında hamileliğin sonuna kadar devam edebilmektedir. Bunun yanı sıra özellikle karın bölgesinde görülen kaşıntıların temel sebebi, bebeğin büyümesi ile doğru orantıda gelişengerginleşmedir. Karın bölgesinin yanı sıra bu dönemde, göğüs bölgesinde de kaşıntı sorununa sıklıkla rastlanmaktadır.

Cilt neminin azaldığı hamilelik dönemi boyunca devam eden kaşıntıların, geçmemesi halinde mutlaka tedavi edilmesi önemlidir. Hekim tarafından tavsiye edilen birtakım krem ve jeller ile rahatlama sağlansa da uzun süreli kontrol edilemeyen kaşıntılara neyin sebep olduğunu öğrenmek bu süreçte bazı hastalıkların erken tanı ve tedavisini mümkün kılmaktadır.Öyle ki kaşıntı, obstetrik kolestaz (OC) olarak da bilinen ve intrahepatik gebelik kolestazı (ICP) adı verilen bir karaciğer hastalığının belirtisi de olabilir.

Gebeliğin intrahepatik kolestazı nedir?

Gebeliğin genellikle ikinci yarısında ortaya çıkan bu karaciğer bozukluğu, yaygın kaşıntı ve artmış serum safra asitleri ile karakterize olan ciddi bir hastalıktır. Bebek için hayati tehlike oluşturabilecek bu durumda, safra akışının düzgün bir şekilde oluşmaması veya tamamen durması sonucunda karaciğerde asit birikimi meydana gelmektedir. Bununla birlikte safra asitleri zaman içerisinde kana karışmakta ve dolaşımı olumsuz etkilemektedir. Başta avuç içleri ve ayak tabanları olmak üzere göbek, vajina, saç derisi, göğüs çevresi ve makat bölgesinde kaşıntıya neden olan kolestazın diğer semptomları ise şu şekildedir:

• İştah azalması,
• Motivasyon kaybı ve depresyon,
• Yorgunluk hissi ve isteksizlik,
• İdrar renginde koyulaşma,
• Gaita renginde açılma,
• Seyrek olarak cilt ve gözlerde sararma meydana gelmesi,
• Mide bulantısı ve kusma,
• Karnın sağ üst kısmında yoğunlaşan ağrı.

Gebelik kolestazı tanı ve tedavisi

Kolestaz tanısı konulmadan önce anne adayının muayene edilmesi ve kaşıntıya sebep olabilecek diğer olası ihtimallerin elenmesi gerekmektedir. Sonrasında ise çeşitli kan testleri, karaciğer fonksiyon testleri, safra kesesi ultrasonu ve hepatit testleri yapılarak tanı kesinleştirilebilmektedir.

Teşhis konulmasının hemen ardından kişiye uygun ilaçların kullanılmaya başlanması ile safradaki asit miktarı kontrol altına alınmaktadır. Ayrıca anne adayına, safra yollarındaki bozukluk nedeniyle emilimi azalan gıda ve vitaminler için çeşitli takviyeler reçete edilmektedir. Kaşıntı tedavisi için de uygun kremler veya ursodeoksikolik asit gibi safra asitlerini azaltmaya ve kaşıntıyı hafifletmeye yardımcı olan bazı ilaçlarkullanılabilir.

Hamilelik kaşıntısının diğer nedenleri;

Elbette ki hamilelik döneminde ortaya çıkan her kaşıntının intrahepatik gebelik kolestazı nedeniyle oluştuğunu söylemek mümkün değildir. Bu noktada gebeliğin, egzama veya sedef gibi cilt sorunlarını artırıcı etkisini de göz ardı etmemek gerekmektedir. Bununla birlikte hızlı kilo alımı sonucu bazı kadınların ciltlerinde çatlaklar meydana gelebilmekte ve bu da deri deformasyonuna bağı kaşıntı oluşumuna sebep olabilmektedir. Yine gebelik döneminde daha yoğun görülen ve özellikle 35’inci haftadan sonra ortaya çıkan ürtikeryal döküntüler de bir diğer kaşıntı sebebidir.

Op. Dr. Meral Sönmezer,”Gebelik döneminde gün aşırı olmak üzere kısa süreli ve ılık duşlar yapmak ve özellikle de duştan sonra doktorun tavsiye edeceği uygun nemlendiricileri kullanmak, cilt sağlığını ve nemini korumak adına oldukça faydalıdır. Bunun yanı sıra atopik veya alerjik ciltlerde daha fazla görülen ürtiker, egzama ve sedef gibi hastalıklar için de uygun bir tedavi planlamasının yapılması, bu süreçte görülen kaşıntıları rahatlatacaktır.”dedi.

Kan dolaşımının düzene girdiği gece saatlerinde kaşıntılar daha da artabilmektedir. Bu durumda uygulanacak birtakım hayat tarzı değişiklikleri de kaşıntıların kontrol altına alınmasına yardımcı olacaktır. Buna göre:

– Islak mendil veya antibakteriyel sabunların kullanımı azaltılmalıdır,
– Cilt ile temas eden ürünlerin doğal içerikli olmasına dikkat edilmelidir,
– Pamuklu ve bol kıyafetler tercih edilmelidir,
– Vücut temizliğine özen gösterilmeli ve cildi tahriş edebilecek ürünlerden kaçınılmalıdır,
– Gün içerisinde yeterli su içilmeli, taze sebze ve meyvelerin tüketimine özen gösterilmelidir.

WhatsApp Image 2022-11-12 at 14.35.42
GAZ VE ŞİŞKİNLİĞİ YOK EDEN YOĞURT TARİFİ !

 Dr.Fevzi Özgönül,gaz giderici bitkisel yoğurt tarifini ve hangi bitkilerin gaz oluşumunu engellediğini açıkladı.

          Sindirim sisteminde oluşan gaz şikayeti tek bir nedene bağlı olarak oluşmaz. Gaz oluşumunun birçok sebebi olabilir. Hızlı yemek yediğimizde yuttuğumuz hava nedeniyle bir sıkıntı ve gaz şikayeti olabildiği gibi… Sindirim problemlerinden kaynaklanan, içtiğimiz gazlı içecekler ya da bikarbonat gibi geçici gaz oluşturan içecekler nedeni ile de gaz şikayetimiz oluşabilir. Bunu önlemek için ya bu içeceklerden uzak durmamız gerekiyor ya da yemek yerken biraz yavaş hareket etmek.Çok fazla hava yutmamızı engelleyerek  gaz şikayetinden de nisbeten kurtulabiliriz.

Fakat engelleyemediğimiz sindirim problemine bağlı olan gaz oluşumları da vardır. Bunlar için sindirim sistemini güçlendirmek, vücudun gerekli enzimleri üretmesini  sağlamak ta gaz oluşumunu engelleyebilir. Bazı yiyeceklerden uzak durmak, yada yiyecekleri pişirirken göstereceğimiz özen gaz şikayetinin en aza indirilmesini sağlayabilir.

Fakat ne yaparsak yapalım bir türlü kurtulamadığımız ve bizi sosyal ortamda rahatsız eden özellikle kötü de kokan gaz şikayeti, sindirim sistemindeki bozulmayı işaret etmektedir. Sindirim için gerekli olan enzimlerin üretilmemesi, bağırsak florasını oluşturan dost bakterilerin, özelliğinin bozulması ve patojen tabir edilen bakteri ve mantarların yerleşmesi, bu kötü kokulu gaz şikayetinin oluşmasında baş rolü üstlenirler. Bu gaz şikayetinden kurtulmak biraz zor da olsa size önerdiğimiz bu karışımla gaz şikayetinizi en aza indirmeniz mümkündür. Tabii ki sadece bunu kullanmak yetmeyebilir. O  nedenle şimdi sıralayacaklarımıza da dikkat etmeniz gerekecektir.

1-    Yiyecekleri her lokmada en az 10 kez çiğnemek.

2-    Lokmaların birisi yutulmadan ikincisini ağzımıza almamak.

3-    Sindirimi kolaylaştırmak düşüncesi ile soda diye tabir ettiğimiz, bikarbonat içeren ve geğirmemizi sağlayan içecekleri hemen yemeğin üzerine içmemek, ( Gerçek maden suyu bu gruba girmemektedir )

4-    Yemeklerden sonra az da olsa yürüyüş yapmak ya da en azından oturduğumuz yerden kalkmak.

5-    Yemeklerde sindirimi kolaylaştıran ve özellikle probiyotik içerdiğini bildiğimiz, turşu, peynir, ev yoğurdu, sirke gibi fermente ve probiyotik  içeren gıdaları tüketmek.

6-    Ara öğünlerden uzaklaşmak ve gündüz ağırlıklı düzenli bir beslenme sistemine geçmek.

7-    Muhtemelen bize gaz yapan yiyecekleri tanıdığımızı bilerek bu yiyeceklerden uzak durmak.

Dr.Fevzi Özgönül , gaz ve şişkinliği yok etmek için yapılması gerekenlerin yanında alttaki karışımında özellikle yemeklerden sonra tüketilmesi gerektiğini belirtti.

GAZ GİDERİCİ YOĞURT TARİFİ

Malzemeler: 1 çay kaşığı rezene tohumu , 1 çay kaşığı dereotu tohumu,1çay kaşığı Frenk kimyonu,1 çay kaşığı anason ve yoğurt

Yapılışı : Kasenin içine belirtildiği miktarda malzemeleri koyup karıştırın ve yemek sonrasında tüketin. Yoğurt yerine isteyenler su ile de bu karışımı yapabilir.

WhatsApp Image 2022-11-11 at 14.29.44
GECE OLUŞAN SIRT AĞRILARINA DİKKAT !

Beyin Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Op.Dr.İsmail Bozkurt konu hakkında önemli bilgiler verdi.

Beyin ve organlar arasındaki elektriksel bağlantıyı sağlayan omurilik, tıpkı beyinde olduğu gibi kalın bir zarla korunmaktadır. Hayati fonksiyonlara sahip olan omurilikte oluşabilecek sorunlar kişinin felç olmasına bile neden olabiliyor.

Omurilikte veya omurilik zarında meydana gelen, yumuşak dokularda büyüyen ayrıca omurga kemiklerini etkisi altına alan tümörlere omurilik tümörü denir. Omurilik tümörü büyüklüğüne ve oluştuğu yere göre kişilerde farklı belirtilerle kendini gösterir. Omurilikte kanserli hücrelerin oluşması ciddi problemlerle birlikte ciddi sonuçlara neden olabilmektedir.

Omurilik tümörleri oluştuğu bölgeye göre ikiye ayrılır. Omurilik zarı dışı ve omurilik zarı içi. Omurilik tümörü oluşumunda genetik faktörlerin ve radyasyona maruz kalmanın etkisi olduğu düşünülse de nedeni tam bilinememektedir.

Belirtiler tümörün oluştuğu bölgeye göre değişiklik gösterir. Bel bölümünde olmuşsa bacaklarda uyuşukluğa, boyun bölümündeyse boyun ağrılarına sebep olur. Ancak genel olarak omurilik tümörü belirtileri şunlardır;

  • Sırt ve bazen boyun ve karın bölgesinde meydana gelen şiddetli ağrı (özellikle geceleri)
  • Kol ve bacaklarda uyuşukluk, güçsüzlük ve kas zayıflığı
  • Yürümekte zorluk çekme
  • Denge sorunları
  • Bağırsak çalışmasında değişiklik oluşması

Omurilik tümörü tanısında öncelikle hastanın öyküsü, kişilerde oluşan belirtilere göre nörolojik muayenedir. Bunların ardından Manyetik Rezonans (MR), bilgisayarlı tomografi, direkt grafi, ve kemik sintigrafisi tümörün tanısını netleştirir. Ayrıca tümör varlığı varsa omurilik tümörünün nedenini anlamak ve türünü tespit etmek için biyopsi yapılır.

Op.Dr.İsmail Bozkurt,”Omurilik tümörünün tedavisi tümörün tipi,büyüklüğü ve oluştuğu yer saptandıktan sonra hasta için en uygun tedaviye karar verilir. Genel olarak cerrahi yöntemler uygulanır ama cerrahi yöntemlere ek ve duruma bağlı olarak kemoterapi ve radyoterapide uygulanmaktadır. Cerrahideki yegane amaç, omuriliğe zarar vermeden hastada herhangi bir felçlik oluşturmadan tümörün tamamen çıkartılması ve eğer omurganın yapısı veya dengesi bozulmuş ise omurganın tekrar sağlamlandırılmasıdır. Bu cerrahiler riskli olmakla beraber omuriliğin fonksiyonunu anlık olarak takip etmemezi sağlayan nöromonitor teknolojisi ile hastalarımızın cerrahileri daha başarılı geçmektedir.”dedi.

WhatsApp Image 2022-11-09 at 15.05.01
İŞİTME KAYBINI TETİKLEYEN FAKTÖRLERE DİKKAT !

İşitme ve Denge Bozuklukları Uzmanı Odyolog Önder Paksoy konu hakkında önemli bilgiler verdi.

Önder Paksoy,İşitme sağlığının günden güne öneminin arttığı, özellikle metropol yaşamında yoğun gürültü ve hareketliliğin işitme kaybın da daha hızlı bir artışla devam ettiğini vurguluyor…

Dünya Sağlık Örgütü’nün yayınladığı rapora göre, 2050 yılında 2,5 milyar kişinin yani her dört kişiden birinin işitme kaybı yaşayacağı açıklanırken işitme testlerinin ve erken teşhisinin önemini de dikkat çeken Paksoy, ”Önlem alınmaz ise ilerleyen yıllarda her bireyin işitme cihazı kullanımının gözlük kullanımı ile aynı oranlara erişebilir.”dedi.

İşitme kaybının erken tespit edilmesi durumunda hiç zaman kaybetmeden cihazlandırma veya gerekli Cerrahi ile Koklear implant uygulamasının yapılması ile başarılı sonuçlar alınabilir.

Odyolog Paksoy,”İşitme kaybına neden olan faktörlere göz atıldığında ise yaşa bağlı olarak (presbiakuzi), gürültüden kaynaklı, darbe ve patlamalar, ani
işitme kaybı ve idiopatik nedenler gibi birçok nedene bağlı durumlardan dolayı işitme kaybının ortaya çıkacağını belirtirken,İşitme sorununun işitme kaybının tipine ve ilerleme hızına bağlı olarak kişinin hem kendisinin hem de çevresinin, dolayısı ile tüm yaşamının olumsuz olarak etkilenmesine yol açabilir”diye ifade etti.

Televizyon izlerken sesi açmak, konuşulanları anlayamamak, çevre sesleri duyamamak gibi… belirtiler var ise en yakın odyoloji kliniğine başvurarak işitme testinizi yaptırmanız gerekmektedir.İnsanların iletişiminde aksaklıkların oluşmasına da bağlı olarak yaşam kalitesi de aynı oranda düşer.

Alanında uzman kişilerle gerekli odyolojik testler tamamlandıktan sonra kişiye en uygun cihazlandırmanın yapılması ve adaptasyon sürecinin en doğru şekilde devam etmesinin öneminden bahseden Paksoy,”Türkiye de işitme cihazları daha iyiye ulaşabilsin” ilkesiyle yola çıktığı bu yolculukta
PAK  bir SES  için düzenli olarak işitme sağlığınızı kontrol edin.”dedi.

Screenshot_331
Mersin Tarihi

Mersin Tarihi

Mersin, Akdeniz Bölgesi’nin güzide turistik şehirlerinden birisidir. Özellikle kazılarda bulunan tarihi eserleri ile dikkat çeken şehirlerden biri haline gelen bölge oldukça güzel bir coğrafik yapıya sahiptir. Mersin eski adı ile İçel dört tanesi merkez olmak üzere yaklaşık 13 ilçeye sahip yerlerden biridir. Mersini bir diğer ayrıcalıklı kılan özelliklerinden biri de liman kenti olmasıdır.

 Mersin tarihi kaynaklara göre, 1924 yılında Mersin adı ile vilayet olmuş bir şehrimizdir. 1933 yılında ise merkezi Silifke olan İçel ile birleştirilmiş ve Mersin adı İçel olarak yenilenmiştir. Ancak 2004 yılında yeniden İsmi Mersin olarak değiştirilmiştir. Rengârenk portakal bahçeleri, ışıl ışıl sokakları ve sımsıcak bir doğası ile Mersin Akdeniz Bölgesi’nin incilerinden biridir.

Tarih Kokan Bir Güzellik Şehri Mersin

Mersin şehrinin tarihi olarak sahnede yer alması yaklaşık olarak 19. yüzyıl yarılarına denk gelir. Bu dönemde vasfı köy olan bu güzel ilçemiz tarihte pek çok önemli olaya şahitlik etmiştir. Mersin’in ilk değişimi işe 1861 yılında olmuştur. Amerikan iç savaşı nedeni ile Adana pamuk üretiminin merkezi haline gelmiş ve bu süreç Mersin içinde güzel kapılar açmıştır.

Mersin tarihi bu süreçten sonra coğrafik konumu da baz alınacak olursa gelişerek günümüze kadar kendini taşımıştır. O süreçlerde liman kenti olması da ticaret anlamında denizcilik sektörünün kapılarını bu güzel şehrimize açmıştır. Mersin tarihi, doğası ve mozaik kültürü ile Akdeniz Bölgesi için değeri paha biçilmez bir şehrimiz olarak yapısını korumaya devam etmektedir.

Mersin’de Bulunan Tarihi Ve Turistik Yerler

Akdeniz bölgesinin mandalina bahçeleri ile tanıdığımız ve mavinin en güzel tonunu yakalamış plajları ile hayran kaldığımız Mersin muhteşem tarihi eserleri ile hepimizi büyülemeye devam ediyor. Onlarca antik kalıntılarının yanı sıra, pek çok tarihi bölgeye de ev sahipliği yapan Mersin ili her mevsim hem ülke içinden hem de yurt dışından onlarca turiste ev sahipliği yapıyor. Bunlardan en bilindik olanları ise Kız Kalesi adı verilen ve antik çağdan günümüze kadar korunmuş olan tarihi yapıdır.

 Bir diğer önemli tarihi yapıt ise Çanakkale zamanında kahramanlık yazmış olan askerlerimize tanıklı eden Nusret Mayın Gemisi’dir. Yine tarihi bölgeleri gezmeyi sevenler için ise Mamure Kalesi tüm görkemi ile tarih severleri bekleyen tarihi yapılardan biridir. Bunun yanı sıra Şahmeran Hamamı, Paul Kilisesi, Soli Antik Kenti, Ulu Camii, Kelenderis Antik Kenti, S.t Paul Kuyusu, Nagidos Antik Kenti de Mersin tarihi için eşsiz olan hazinelerin başında gelir.

Mersin Kültürü Ve Halk Oyunları

Mersin tarihe ışık tutana ve günümüze kadar pek çok farklı medeniyete ev sahipli yapan bir liman kenti olma özelliğini hala korumaya devam ediyor. Mersin tarihi geçmişten günümüze değişik kültürleri misafir etmesi nedeni ile halk oyunları ile zengin bir kültüre sahiptir. Halk oyunları oldukça revaçta olan Mersin’de günümüzde de bu kültür yaşatılmaktadır.

Halk oyunları, çeşitli zeybek havaları ile taçlandırılmaya devam etmektedir. Çaya vardım zeybeği oyunu bunlardan sadece biridir. Bir diğer oyun çeşidi ise keklik dansıdır. Bundan sonra da Kıbrıs zeybeği farklı bir halk oyunu olarak şehrin kültürüne eşlik etmeye devam eder. Portakal zeybeği ise adını narenciye şehri olmasından alır. Portakal toplanırken çalışanların işlerini kolaylaştırmak için türkü söylemeleri sonucu bu oyun ortaya çıkmıştır. Silifke’nin yoğurdu, yayla yolları ve Türkmen kızı oyunları da geçmişte günümüze sergilenmeye devam eden yöresel zenginliklerinden biridir.

https://haberlermersin.com/
WhatsApp Image 2022-11-02 at 13.20.48
Dr. Oğuzhan Oğuz Sağlık Turizminde Türkiye yükselen güç diyor

Her talep mükemmel sonuç hedeflenerek karşılanmalı!
Doğru, iyi düşünülmüş ve kişiye özel planlanmış bir burun ameliyatının, riskleri minimize edeceğine dikkat çeken Oğuz, günümüzde doğan yepyeni bir risk noktasına dikkat çekti. “Aslında estetik ihtiyaçların çoğunda özellikle de rinoplasti alanında Türkiye çok önemli bir tercih noktası. Bunda tabii ki ülkemizde gelişmiş olan sağlık imkanları, hekim başarıları ve tabii ki ekonomik koşullar önemli rol oynuyor. Hal böyle olunca dünyanın her yerinden ve ülkemizden rinoplasti alanında yoğun bir taleple karşılaşıyoruz.
Burun estetiği alanında talebin fazla olması kimi zaman bu alanda verilen hizmet basamaklarındaki titizliğin kaybına yol açabiliyor. Önemli olan niceliksel olarak hizmet verdiğiniz hasta sayısını artırırken, her bir hastanın mükemmele erişmesini sağlayacak nitelik kalitesini de korumak.”
 
Bu filmin tek bir kahramanı var, Hasta!
Bugün olduğu gibi her çağda sürekli değişen güzellik bileşenlerinin başında burun şekli de geliyor. Fakat nefes alma kabiliyetini yitirmiş bir burunun verdiği estetik doyum insanları da hekimleri de tabii ki tatmin etmiyor. Bu yüzden; kişinin yüzüne yakışan ve beklentilerini karşılayan bir form oluşturmak kadar, doğru test ve tetkiklerle solunum sağlığını koruyacak ameliyat planını hazırlamak da kritik önem taşıyor.
Dr. Oğuzhan Oğuz; mutlu son yolculuğunda hastaya verilen tüm hizmet bileşenlerinin; karşılanma, tanışma, kişinin konaklama konforu, başarılı bir ameliyat süreci ve sonrası yapılacak tüm bakımların ardından aynayla karşılaştığı final ana kadar, tüm detaylarıyla tasarlanması gereken, ayrılmaz bir bütün olduğunu vurguladı ve ekledi: “Günün sonunda en iyi versiyonuyla tanışan, ameliyat sonrası iyileşme süreçlerinde sizin desteğinize ve varlığınıza ihtiyaç duyan hastanız ile filmin sonuna başarıyla geldiyseniz, finalde beklentisi karşılanan kahramanımız kendisinin en iyi versiyonuyla tanışıyor ve kahramanımızı daha mutlu, sağlıklı, özgüvenli, kısacası yeni versiyonuyla adım atacağı harika bir hayat bekliyor…”

WhatsApp Image 2022-11-01 at 16.49.38 (1)
Başarılı Kuaför Ali Akduru’nun Öyküsü Dikkat Çekti 

Ankara’da dünyaya gelen ve dünya genelinde başarıya imza atan Ali Akduru’nun başarı öyküsü dikkat çekiyor. Eğitimlerini tamamladıktan sonra 2010 yılında kuaförlük mesleğinde profesyonel saç kesimi ve profesyonel renklendirme ve profesyonel master class eğitimleri vermeye başlayan yetenekli kuaför başarıları ile dünyaya açılmıştır. Türkiye dışında Almanya, Hollanda, Fransa, Belçika, İngiltere, Dubai, Rusya, gibi bir çok Avrupa ülkesinde ve Amerikanın çeşitli eyaletlerinde eğitim vermeye devam etmektedir.

Hem Yetenekli Hem Yardımsever

Kuaför olarak da iki büyük şehirde dükkanı olan Ali Akduru hem İstanbul Fatih’te hem de Amerika’nın New York şehrinde hizmet vermektedir. Oldukça sosyal olan ve yeteneklerini göstermekten çekinmeyen başarılı kuaför televizyon ekranlarında da bulunmuştur. 2019 ve 2020 yılında en iyi kuaför ödülü sahibi olan Ali Akduru aynı zamanda Show Tv’de yayınlanan Kuaförüm Sensin programı ile de birçok kişinin sevgisini ve saygısını kazanmıştır. 
Okullarda yeteneğini birçok öğrenciye de anlatan Ali Akduru bugüne kadar bir çok sanatçı ve işadamı destekçisidir. Ali Akduru şu ana kadar 40 bin çocuğa destek sağlayan HAYIRKAPISI DERNEĞİ kurucusu ve yöneticisi olarak da faaliyet göstermiş ve birçok alanda da oldukça büyük başarılara imza atmıştır